Eğitim insanı olgunlaştıran, medenileştiren, insanileştiren ve sosyalleştiren bir süreçtir. Eğitim insanı yaşamında sosyal, duygusal ve zihinsel olarak geliştirmesinin yanı sıra onu benliğiyle bütünleştiren, içinde bulunduğu toplumun manevi ve kültürel yapısına uygun davranmasına yardımcı olan en güçlü ve işlevsel araçtır. Eğitim ailede başlar, okulda formal bir yapı kazanır ve sosyal yaşamın içinde yetişkinlik yıllarında da yaşam boyu devam eder. Bu yüzden insanoğlunun her anı bir öğrenme ve gelişim süreci olarak görülmektedir. 

Eğitimde en önemli unsur; sistemin felsefi açıdan içinde yaşanılan toplumun dinamikleriyle uyumlu olmasıdır. Bu sağlanamadığı takdirde sosyal karmaşa oluşur, eğitimde beklenen verim elde edilemez. Özellikle farklı kültürel altyapılardan devşirilen eğitim sistemlerinin ve felsefelerinin; adapte edildiği kültürde birebir verim sağlaması çok zor olacaktır. 

Sosyal bilimlerde kültürler arası transfer edilirken birçok noktaya dikkat etmek zaruridir. Hammaddesi insan olan eğitimde kullanılan bakış açıları, materyaller, hedefler ve yöntemler ne kadar uluslar arası anlamda geçerli olsa da bizim insanımızı ve toplumumuzu öz benliğiyle tutarlı bir yapıya sevk etmediği müddetçe bir başarıdan söz etmek mümkün değildir.

Günümüzde artık eğitim kurumlarımız ve okullarımız teknik ve akademik açıdan daha iyi imkânlara sahiptir. Ancak bir o kadar da öğrencilerimiz ailesine, kültürüne, toplumuna onu o yapan değerlerine uzak kalma tehlikesiyle yüzleşmek zorunda kalmıştır. Bu ciddi bir çelişkidir. 

Eğitimli insanların bir bölümü aile kurmaktan uzaklaşmaktadır. Evliliği ve çocuk sahibi olmayı bir yük olarak görmektedir. Elde ettiği bilgi ve becerilerle kendini anlama, tanıma, sınırlılıklarını görme ve toplumuna katkı sunma noktalarında daha iyi bir konuma gelmesi gerekir iken bu açılardan sınıfta kalmaktadır. Yine bir bölüm eğitimli insan bilgi ile bilge olması gerekir iken bilgiç tavırlar içerisinde olabilmektedir. Halbuki "kendini bilen Rabbini bilir" hadisi şerifi tam olarak eğitimin işlevini ortaya koymaktadır.

Eskiler talim ve terbiye derler imiş. Zannedersem biz Eğitim-öğretim dedikçe bu sorunlar giderek artacaktır. Veliden öğrencisi gözü önünde azar işiten bir öğretmen artık sadece talim verebilir. Çocuğun terbiyesi de okul  dışı ve informal ortamlara kalır, bunlar da çoğunlukla sağlıksız olmaktadır. Aileler de öğretmenleri bakıcı olarak görmemeli, kendilerinin en başta çocuklarından sorumlu olduklarını unutmamalıdır.

Selametle.

Prof. Dr. Ahmet Akın